Matter of Light, Londra’da: Işığın artizanal duruşu
Işık çoğu zaman bir tasarımın son katmanı gibi düşünülür. Matter of Light’ta ise başlangıç noktası... Interdisipliner bir tasarımcı olan Şebnem Buhara’nın Stoneline bünyesindeki Palezzo ile geliştirdiği koleksiyon, ışığı taş ve cam arasında dolaşan, malzemeyi sürekli değiştiren üçüncü bir unsur olarak ele alıyor. Londra’da yeni açılan Stoneline Gallery ve İstanbul showroom’u için tasarlanan üç parçalık seri, Monu, Glow ve Arcus’tan oluşuyor.

Koleksiyonun en güçlü tarafı belki de birbirine hiç benzemeyen iki malzemeyi aynı cümlede konuşturması... Bir tarafta milyonlarca yılda oluşmuş, ağır, katmanlı ve yere ait doğal taş, diğer tarafta ateşle biçimlenen, ışığı geçiren ve ustanın hareketini üzerinde taşıyan cam var. Buhara bu karşıtlığı yumuşatmak yerine özellikle görünür bırakıyor. Taş kaideler net geometriler kurarken cam, onların üzerinde kurallardan kurtuluyor; kıvrılıyor, şeffaflaşıyor, renk değiştiriyor.
Bu dilin oluşması için tasarım süreci doğrudan atölyeye taşınmış. Buhara, Palezzo ekibiyle doğal taşları, terrazzo agregalarını, yüzeyleri ve renkleri çalışarak koleksiyona özel Palezzo reçeteleri geliştirmiş. Stoneline’ın traverten ve mermerleri bu yeni yüzeylerle birleşirken, cam parçalar da Buhara’nın eşlik ettiği atölye sürecinde tek tek elde üretiliyor. Dolayısıyla tasarım burada yalnızca form vermek değil; malzemenin ne yapabileceğini araştırmak anlamına geliyor.

Üç tasarım, bu araştırmanın üç farklı sonucunu gösteriyor. Monu ışığı opal camın içinde yumuşatarak renk üzerinden çalışıyor; obje açıkken ve kapalıyken farklı bir karakter kazanıyor. Glow, geometrik Palezzo kaidesinden yükselirken giderek serbestleşen cam formuyla koleksiyonun karşıtlık fikrini en belirgin biçimde ortaya koyuyor. Arcus ise kemerli cam elemanlarının hareket ettirilebilmesi sayesinde kompozisyonu tamamlamayı kullanıcıya bırakıyor.
Kısacası aynı malzemelerle, üç ayrı ışık deneyimi.
Ama Matter of Light’ı ilginç kılan yalnızca ışık yandığında olanlar değil. Kapandığında da Monu, Glow ve Arcus birer aydınlatma elemanı olmaktan çıkıp mekânın içinde heykelsi objeler olarak kalıyor. Taşın deseni, camdaki küçük farklılıklar, yüzeylerin dokusu ve el işçiliğinin bıraktığı izler bu kez ışığın önüne geçiyor. Fonksiyon kaybolduğunda tasarım kaybolmuyor.

Bu durum koleksiyonun üretim biçimiyle de doğrudan ilişkili... El yapımı cam nedeniyle aynı modelden üretilen iki parça bile bütünüyle aynı değil. Buhara’nın tasarım pratiğinde sıkça karşılaştığımız zanaat fikri burada nostaljik bir referans olarak değil, çağdaş üretime alternatif bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor: kusursuz tekrarı değil, malzemenin ve yapan elin bıraktığı küçük farklılıkları kabul eden bir yaklaşım.
Matter of Light, Stoneline’ın taş bilgisini Şebnem Buhara’nın obje, zanaat ve heykelsi form üzerine kurduğu tasarım diliyle buluştururken ortaya basit bir malzeme birlikteliğinden daha fazlasını çıkarıyor. Çünkü koleksiyonda taş kaide, cam gövde ve ışık kaynağı olarak üç ayrı role ayrılmıyor. Birbirlerini değiştiriyorlar.
Ve belki koleksiyonun adı da en çok burada anlam kazanıyor: Işık, bu tasarımların üzerine düşmüyor; onların malzemelerinden biri haline geliyor.

Londra’da Işığın Maddesi: Matter of Light
Matter of Light’ın Londra ayağı, koleksiyonun hikâyesini tasarım çevreleriyle buluşturan ikinci bir katman açıyor. Stoneline’ın Londra’daki yeni galerisinin açılışı, Şebnem Buhara × Stoneline işbirliğinin de uluslararası ilk buluşmalarından birine dönüşürken Monu, Glow ve Arcus yeni mekânın seçkisi içinde sergilenmeye başladı.
Koleksiyon aynı zamanda London Design Week kapsamında özel bir sunum ve lansman davetiyle tanıtıldı. Tasarım profesyonellerini, mimarları ve davetlileri Stoneline Gallery’de bir araya getiren buluşma, Matter of Light’ı yalnızca yeni bir ürün serisi olarak değil, taş, cam, ışık ve zanaat arasında kurulan deneysel bir tasarım çalışması olarak uluslararası tasarım gündemine taşıdı.
Bu Londra buluşması koleksiyonun çıkış fikriyle de örtüşüyor. Çünkü Matter of Light, Şebnem Buhara’nın tasarım dilinin Stoneline’ın doğal taş uzmanlığıyla yan yana geldiği klasik bir marka–tasarımcı işbirliğinin ötesinde; malzemenin sınırlarının birlikte araştırıldığı bir üretim sürecinin sonucu. Londra’daki sunum da bu sürecin bitiş noktası olmaktan çok, tasarımların yeni bir mekân ve yeni bir izleyiciyle kurduğu ilişkinin başlangıcı...